KARTALKAYA YANGINI: FACİANIN VE BAŞARISIZIĞIN FATURASI KİME? | Malatya Tarafsız Haber

KARTALKAYA YANGINI: FACİANIN VE BAŞARISIZIĞIN FATURASI KİME?

29.01.2025 01:41:36

Dünyada son 20 yılda meydana gelen ve can kaybıyla sonuçlanan otel yangınlarına ilişkin bir İnternet araştırmasının ortaya koyduğu sonuçlar şöyle:

Facebook Paylaş Twitter Paylaş Haberi Yazdır Haberi Yazdır

 

-Grand Kartal Otel Yangını (2025, Türkiye):78 ölü
-Pekin Home Inn Otel Yangını (2018, Çin): 20 ölü
-Batı Delhi Otel Yangını (2019, Hindistan): 17 ölü
-Mizpah Otel Yangını (2006, Reno, Nevada, ABD): 12 ölü
-Regent Plaza Otel Yangını (2016, Karaçi, Pakistan): 11 ölü

Ne yazık ki, Kartalkaya’daki facia, son 20 yılda dünyada en çok insan zayiatına yol açan otel yangını olarak listenin başında yerini almıştır.

Bunlardan, ABD’de meydana gelen yangın, otelin kasıtlı ateşe verilmesi sonucu çıkmış ve faile ömür boyu hapis cezası verilmiştir.

Diğer yangınlar ise, görüleceği üzere, altyapı ve denetim eksikliklerinin yaygın olduğu azgelişmiş ülkelerde; güvenlik standartlarının ve yangın koruma önlemlerinin yetersizliği, görev ihmali veya görev kusuru gibi sebeplerle ortaya çıkmıştır.

Gelişmiş ülkelerde, ölümle sonuçlanan büyük yangınlarda, ihmalin açıkça ispatlanması halinde, sorumlular ciddi hapis cezalarıyla karşılaşmakta; ayrıca yakınlarını kaybedenlerin ailelerine, on milyonlarca Dolara kadar varan ciddi miktarlarda tazminat ödemek zorunda kalmaktadırlar.

Yine bir çok gelişmiş ülkede, kurumlarında ihmal ve kusur nedeniyle ölümlü kaza ve facia ortaya çıkması durumunda kendilerini vicdanen rahatsız hisseden üst yöneticilerin, etik sorumluluk bilinciyle doğrudan kendi irade ve kararlarıyla veya kamuoyu baskısı nedeniyle görevlerinden istifa etmeleri yaygın karşılaşılan bir sonuçtur.

Bu çerçevede, örneğin İngiltere’de 2017’deki Grenfell Tower yangını sonrası, güvenlik eksikliklerinden dolayı üst düzey sorumlular kendi iradeleriyle görevlerinden ayrılmışlardır.

Sorumluluk kültürünün güçlü olduğu Japonya’da, büyük trajediler sonrası olumsuz sonucun ortaya çıkmasında payları olduğunu kabul eden üst düzey yöneticiler, topluma karşı duydukları utanç ve sorumluluk gereği görevlerinden ayrılmakta, hatta intihara kadar gidebilmektedirler.

Kartalkaya faciasının yol açtığı yıkım, sadece yakınlarını kaybeden ailelerin ocağına ateş düşürmekle mi sınırlıdır?

Elbette hayır!

Yaşanan yangın, otelin kazancına göre devede kulak kabilinden düşük maliyetlerle karşılanabilecek basit teknik gerekliliklerin yerine getirilmemesi yüzünden 78 canımızın kaybına yol açmakla kalmadı. Aynı zamanda Türkiye’ye ilişkin, sistemsizlik ve güvenlik yetersizliği nedeniyle insanların konaklama tesislerinde yanarak can verdiği “ilkel ve gelişmemiş bir ülke” algısına yol açarak, uluslararası itibarımıza ve son yıllarda olumlu bir gelişme sürecine giren ekonomimizin can damarı niteliğindeki turizm sektörüne büyük bir darbe vurdu.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından geliştirilen ve ülkelerin turizm sektörünün hizmet kalitesi ve sürdürülebilirliğini ölçen 2024 “Seyahat&Turizm Gelişmişlik Endeksi’nde (TTDI) Türkiye, genel değerlendirmede 119 ülke arasında 29’uncu sırada yer almıştır. Ancak, aynı endeksin “güvenlik” kategorisinde 77’inci, “sağlık ve hijyen” kategorisinde ise 74’üncü sıra gibi düşük dereceler almıştır. Kartalkaya gibi vahim bir yangın sonucunda, bu kriterler açısından risk puanının artabileceğini ve küresel turizm pastasının ülkelere yönelmesinde etkili olan endekste daha geri sıralara düşebileceğini tahmin etmek hiç zor değildir.

Yaşanan trajedinin ortaya çıkardığı tablo böyle…

Şimdi gelelim kritik soruya?

Kasıt, kusur, ihmal veye görevi savsaklama yoluyla bu yangına sebebiyet veren ve sorumlu tutulması gereken kişiler kimlerdir? Bunlar hakkında ne gibi idari, adli ve cezai işlemler uygulanacak ve kendilerine ne tür yaptırımlar uygulanacaktır?

Ne yazık ki bu sorunun; adaletin yerini bulmasını, kamu vicdanının rahatlatılmasını ve yakınlarını kaybedenlerin yüreklerinin soğumasını sağlayacak bir cevabını veremiyoruz? Belki hiç veremeyeceğiz.

Öncelikle kabul etmek gerekir ki, her zaman olduğu gibi, bu tür faciaların doğurduğu adalet talepleri;
-Toplumda “ahlaki ve vicdani sorumluluk”kültürünün gelişmemiş olmasının,
-Yönetim ve adalet sisteminin olmazsa olmazı, “sorumluluk” ve “hesap verme” mekanizmasındaki normatif yetersizliklerin,
-Yargılama, cezalandırma ve infaz sistemlerindeki hantallık ve güçsüzlüklerin,
-Siyasi ve idari yapıdaki “başarıyı kendilerine mal etme, başarısızlığı ise başkalarına ve hiyerarşinin alt kademelerine yükleme” anlayışının kurbanı olmaktadır.

Sonuç olarak, ölenler öldükleriyle, yakınlarını kaybedenler de acılarıyla kalmaktadırlar.

Bu tür felaketlerde, olumsuz sonuca doğrudan hata ve ihmalleriyle sebep olanların yanı sıra sorumlu tutulması gerekenler; merkezi yönetim olsun, yerel yönetim birimleri olsun, yürütmenin irade ve karar merkezindeki siyasi sorumlularla ilgili bakanlık veya kamu otoritesinin en üst düzey yöneticileri olmalıdır.

Bizde her defasında karşılaştığımız durum ise, üst siyasi ve idari yöneticilerin, politikasını tayin ettikleri ve yönettikleri kurumda uğranılan başarısızlık ve hezimetin sorumluluğunu; bir “şamar oğlanı” veya “günah keçisi” bulma anlayışıyla yürütme zincirinin en son halkasını oluşturan, yani en alt kademedeki görevlilerin üzerine yıkarak işin içinden kolaylıkla sıyrılmalarıdır.

Burada iki ayrı kategorideki tutum farklılıklarıyla ilgili şunlar söylenebilir:
-Liderin kurumu veya organizasyonu adına kendisini sorumlu hissetmesi, "fedakârlık" “centilmenlik” ve "şövalyelik" değerleriyle ilişkilidir. Bu tutum, demokrasilerde ve iyi yönetişim ilkelerini benimseyen ülkelerde yaygındır.
-Liderin başarısızlıkta kendini dışlayıp suçu alt kademelere yüklemesi, “bencil" ve "çıkara dayalı" bir kişilik yapısıyla ilişkilendirilebilir ve genellikle otoriter yönetim kültürlerinde görülür. Bu tür davranışlar, merkeziyetçi ve otoriter liderlik yapısının egemen olduğu, hiyerarşik kademeler arasındaki “güç mesafesinin” yüksek olduğu yönetim sistemlerinde belirgindir.

Tepe yöneticilerin, başında bulundukları kurumun yönetimindeki gözetim, denetim ve koordinasyon yükümlülükleri gereği, ortaya çıkan başarısızlık nedeniyle hesap vermeleri gerektiği açıktır. Buna rağmen, sorumluluktan hiç bir pay üstlenmeyip siyasi ve bürokratik imtiyaz ve hükmetme güçleri sayesinde kendilerini dışarıda tutmaları, sonuçta olay için esaslı bir sorumlu bulunamaması bir “kollektif sorumsuzluk” tablosunu ortaya çıkarıyor.

İdari ve siyasi yapıda bu türden olaylar karşısında gelişen ve sorunların çözümsüz kalmasına neden olan “sistemleşmiş” kollektif sorumsuzluğun, kamu düzeni ve adalet hizmetleri alanında yol açtığı sonuç vahimdir. Bu, sorumluluk gerektiren konularda, işin içinden çıkmasını bilenlerin hiç ceza almaması; bazıları için görünürde işletilen idari, adli soruşturma ve yargılama süreçlerinin ise, dosyaların zaman aşımına uğraması, cezaların hafifletilmesi ve infazla sulandırılmasına bağlı olarak kayda değer bir sonuç getirmemesiyle kendisini gösteren “anonim cezasızlık” halidir.

21’inci yüzyılın başında, yangından korunma önlemleri gibi klasikleşmiş bir konuda, basit ihmaller, yetersizlikler ve denetim eksikliği gibi nedenlerle ortaya çıkan bu facia; askeri savunma ve havacılık teknolojilerinde büyük ilerleme gösteren, bölgesinde lider olma iddiasındaki ülkemizin itibarına gölge düşürmüştür.

Bu tür gerçeklikten uzak, sorumluluktan kaçınan, suçu başkalarına yükleyen, aldatıcı ve bencilce bir yönetim anlayışı, sorunları çözmez. Aksine halının altına süpürülmesine ve daha da büyümesine sebep olur. Öte yandan, sahte başarı gösterilerine ve yaygın vurdumduymazlığa yol açar.

Bu nedenle ülkemizde, kurumların üst yönetimlerinin, idari yapı ve işleyişteki aksaklıkları gidermek, çalışanlarının saygısını kazanmak ve halkın güvenini korumak için kritik olaylarda ve facialarda, özgüven ve cesaretle sorumluluk alması kritik önemdedir.

E.Vali Ulvi Saran

TARAFSIZ HABER(Malik Dinç)

Yorumlar
Adınız :
Yorumunuz :
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Yapılan Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Örnek Gazete
Nöbetçi Eczaneler

Yazarlar